Dinlenilesi, tavsiye edilesi, rahatlatıcı harika bir türküdür.
Hoşgeldiniz
Kim ne derse desin sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
24 Kasım 2011 Perşembe
1 Kasım 2011 Salı
Okuduğum kitaptan alıntılar "Saatleri Ayarlama Enstitüsü-Ahmet Hamdi Tanpınar"
Merhaba
arkadaşlar okuduğum kitaplardan not almaya başladım ve güzel kitaplardan çok
güzel notlar çıkıyor. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum. Hem kitabı tanıtma
açısından hem de kitabın konusunu öğrenmeniz açısından faydalı olacağını
düşünüyorum. İlk not almaya başladığım kitaptan başladım ve iyi ki bu kitapla
birlikte başlamışım. Saatleri Ayarlama Enstitüsü zevkle, kafa karıştırmadan ve
akıcı şekilde okunacak bir kitap. Eğer sizde daha okumadıysanız hiç vakit
kaybetmeyin.
- Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız? ( s.28)
- Dinlemesini biliyorsun, ki bu mühim bir meziyettir. Hiçbir şeye yaramasa bile insanın boşluğunu örter, karşısındakiyle aynı seviyeye çıkarır.( s.36)
- Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlerini affettiren daima öbür hadiselerdir.( s.60)
- Her insan ne kadar müspet yaradılışta olursa olsun ölümünden sonra tekrar dirilmeyi düşünür, özler. Bu hayat dediğimiz mihnetler silsilesinin çok ileri zamana, müpheme atılmış bir mükâfatı gibidir. En müsait ve daima kazanacak kâğıtlarla oynanan bir oyun gibi, yeniden adeta baştan aşağı beğenmemek, inkâr etmek, değiştiğinden dolayı sevinmek için kalmışa benzeyen küçük bir mazi şuurundan başka her şeyi, her tarafı değişmek, güzelleşmek şartıyla tekrar yaşamak insanlığın elbette vazgeçemeyeceği bir hülyadır.( s.66)
- Kitaplara bakarsanız, kendilerini dinlerseniz insanoğlunun esas vasfı akıldır. Onun sayesinde diğer hayvanlardan ayrılır. ( s.80)
- İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, insanlara hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz. ( s.109)
- İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz. ( s.175)
- Biz fakirler böyleyizdir. Kader sarayında bizim işlere bakan büro hiç şaşmaz, ihmal etmez. Zihnimizden geçen en uzak, en masum ihtimallerin, sadece şiddet ile ret için düşündüğümüz şeylerin bile ceremesini öderiz. ( s.189)
- Sabır, insanoğlunun tek kalesidir.( s.201)
- …başlamak, başarmaktır. ( s.242)
- İçten gelen her şey doğrudur. ( s.241)
- Hele hiddetin değiştirdiği insan yüzü! Öyle kendinden çıkıyor, öyle katılaşıyor ki insan… Dünyada bundan kötü, iğrenç bir şey olamaz.( s.286)
- Tecrübe sahibi olmak demek yıpratılmış olmak, muayyen hudutta ve muayyen fikirlerde donmuş olmak demektir. ( s.311)
- Ben aşktan daima kaçtım. Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlar verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde… Fakat daima ödersiniz. Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz…( s.319)
- Yaratmak,
yaşamanın ta kendisidir. ( s.336)
1 Ekim 2011 Cumartesi
İstiklâl Marşı için başvuran diğer şiirler
İstiklal
Marşı’nın nasıl ve hangi duygularla yazıldığını hepimiz biliyoruz. Yine
İstiklal Marşı’na aday olan diğer şiirlere baktığımızda Kurtuluş Savaşı
dönemini yansıttığını hepimiz görüyoruz. Şiirlerin genelinde Hak, kurtuluş,
Türk’ü yüceltme konularına sık sık değinilmiş. Sizlerle İstiklal Marşı’na aday
olan ve son oylamaya kalan altı şiiri paylaşmak istiyorum.
1.
Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;
Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara;
Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman
Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab
Ey mazi-i havariki bin destan olan;
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan
Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan!
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman.
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab,
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab!
Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah
Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah
Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah.
Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah.
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab
Mehmet Muhsin
Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;
Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara;
Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman
Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab
Ey mazi-i havariki bin destan olan;
Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan
Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan!
Zira hududu kapladı ateşle kan, duman.
Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab,
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab!
Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah
Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah
Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah.
Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah.
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab.
Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab
Mehmet Muhsin
Yukarda
belirttiğim gibi şiirde genellikle ordunun gücünün ön planda olduğunu
görüyoruz.
Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım – Şitab derken ordunun
çevikliği ve gücü sık sık dile getirilmiş.
2.
Altı bin yıl efendilik yaptın,
"Kahraman Türk" idi cihanda adın.
Bir ateşten siperdin İslam'a
Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.
Ey büyük ünlü milletim ileri!
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!
Düşmanın bir cihansa dostun
Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak
Atıl, ez, vur, senindir istiklâl
Ebedî parlasın şu al bayrak...
Ey benim şanlı milletim ileri;
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!
M.
(Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey yarışmaya 'M' rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti.)
Altı bin yıl efendilik yaptın,
"Kahraman Türk" idi cihanda adın.
Bir ateşten siperdin İslam'a
Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.
Ey büyük ünlü milletim ileri!
Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!
Düşmanın bir cihansa dostun
Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak
Atıl, ez, vur, senindir istiklâl
Ebedî parlasın şu al bayrak...
Ey benim şanlı milletim ileri;
Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!
M.
(Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey yarışmaya 'M' rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti.)
1.
şiirde olduğu gibi bu şiirde de Türk ordusunun yüceltildiğini ve Türk ordusuna
kurtuluş için savaşılması gerektiği dile getiriliyor. Ayrıca şiirde dikkat ettiğim diğer
unsurlardan biride sade ve anlaşılır bir Türkçeyle yazılmış olmasıdır.
3.
Ey Müslüman, ey Türk oğlu
Açıldı istiklâl yolu
Benim bu son günlerimdir,
Diyor bize Anadolu.
Çek sancağı Türk ordusu
Olmaz Türk'ün can korkusu
Esarete dayanır mı
Türk vatanı, Türk namusu?
Bu son savaş bize farzdır,
Fırsatımız gayet azdır,
Muzaffer ol da ey millet
Altın ile tarih yazdır.
Birleşelim özümüzden,
Dönmeyelim sözümüzden,
Hem silelim bu lekeyi,
Tarihteki yüzümüzden.
İskender Haki
Ey Müslüman, ey Türk oğlu
Açıldı istiklâl yolu
Benim bu son günlerimdir,
Diyor bize Anadolu.
Çek sancağı Türk ordusu
Olmaz Türk'ün can korkusu
Esarete dayanır mı
Türk vatanı, Türk namusu?
Bu son savaş bize farzdır,
Fırsatımız gayet azdır,
Muzaffer ol da ey millet
Altın ile tarih yazdır.
Birleşelim özümüzden,
Dönmeyelim sözümüzden,
Hem silelim bu lekeyi,
Tarihteki yüzümüzden.
İskender Haki
3.
şiirimizde Anadolu’nun kişileştirilerek Türklere seslendiği dile getirilmiş. 2.
Kıtada yine Türk ordusuna değiniliyor. 3. Kıtada kurtuluşun artık gerekli
olduğu alınması gerektiği ve kurtuluş kazanıldığında tarihe altın harflerle
yazılacağı üzerinde durulmuş. 4. Kıtaya gelince birlik ve beraberlikle,
geçmişte ki değerlerimizi kaybetmeyerek kurtuluşun alınması gerektiği
belirtilmiş. Ayrıca bu şiirimizin de 2. Şiir gibi sade ve anlaşılabilir bir
dille yazıldığını görüyoruz.
4.
Göz yaşına veda et
Ey güzel Anadolu!
Hakkını korur elbet
Türk'ün bükülmez kolu
Cenk ederiz genç, koca
Bugün değil, yarın da
Yadımız ağladıkça
İzmir ezanlarında.
Hak yolunda kan olur,
Dünyalara taşarız;
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
Her gün yeni bir hile
Arkasından satıldık;
Her gün yeni bir dille
Yurdumuzdan atıldık
Yeter, ey Ka'be'mizi
Elimizden alanlar
Alıkoyamaz bizi
Yolumuzdan yalanlar.
Hangi alçak el alır,
El zinciri boynuna?
Kim Yunan'ı bırakır
Türk kızının koynuna?
Kemalettin Kamu
Göz yaşına veda et
Ey güzel Anadolu!
Hakkını korur elbet
Türk'ün bükülmez kolu
Cenk ederiz genç, koca
Bugün değil, yarın da
Yadımız ağladıkça
İzmir ezanlarında.
Hak yolunda kan olur,
Dünyalara taşarız;
Ya şerefle vurulur,
Ya efendi yaşarız.
Her gün yeni bir hile
Arkasından satıldık;
Her gün yeni bir dille
Yurdumuzdan atıldık
Yeter, ey Ka'be'mizi
Elimizden alanlar
Alıkoyamaz bizi
Yolumuzdan yalanlar.
Hangi alçak el alır,
El zinciri boynuna?
Kim Yunan'ı bırakır
Türk kızının koynuna?
Kemalettin Kamu
2 ve 3.
Şiirlerimizde olduğu gibi Kemalettin Kamu tarafından ele alınan 4. Şiirimizde
sade bir dille yazılmıştır. Zaten bilindiği üzere Kemalettin Kamu Milli
Edebiyat akımına bağlı kalmış ve sade bir dille gurbet, vatan sevgisi üzerine
şiirler yazmıştı. 4. Şiirimize gelince, şiir Türkleri yücelmekte ve Hak
kavramına yer vermektedir. Türkün yenilemeyeceğine ve Türklerin özgürlük
kavramına yer verilmiştir.
5.
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın
Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın
Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Can veririz her zaman hürriyet yoluna
‘Ya gazi, ya şehid’lik ne devlettir kuluna
Ata emanet etmiş namusunu oğluna
Bize Türk oğlu derler
Hep bizimdir bu yerler
A.S.
Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın
Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın
Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını
Bağrımızda saklarız vatanın her taşını
Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Türk oğludur bu millet
Türk'ündür bu memleket
Can veririz her zaman hürriyet yoluna
‘Ya gazi, ya şehid’lik ne devlettir kuluna
Ata emanet etmiş namusunu oğluna
Bize Türk oğlu derler
Hep bizimdir bu yerler
A.S.
5. şiirin
şairini araştırmama rağmen hiçbir yerde bulamadım. Sadece şiiri alınıp
eklenmiş. Şairini sizlere aktarmak isterdim. Diğer 3 şiir gibi bu şiirde şair
tarafından sade bir dille ele alınmış. Şiirde Türklük yüceltilmekte,
Türkiye’nin Türklere ait olduğu belirtilmektedir. Türklerin şehitlik ve gazilik
düşüncesiyle özgürlük için ölecekleri belirtilmiştir.
6.
Türk'ün evvelce büyük bir pederi
Çekti sancağı hilâl-i sehari
Kanımızla boyadık bahr ü berri
Böyle aldık bu güzel ülkeleri
İleri, arş ileri, arş ileri
Geri kalsın vatanın kahpeleri
Seni ihya için ey nâmı büyük
Vatanın uğruna öldük öldük
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük
Siper oldu sana dağlar gibi Türk
Yürü ey milletin efradı yürü
Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü
Vatan evlâdını kurban edeli
Milletin hür yaşamaktır emeli
Veremez kimseye bir Çamlıbeli
Bağlanır mı acaba Türk'ün eli
İleri, arş ileri, arş ileri
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.
Hüseyin Suad
Türk'ün evvelce büyük bir pederi
Çekti sancağı hilâl-i sehari
Kanımızla boyadık bahr ü berri
Böyle aldık bu güzel ülkeleri
İleri, arş ileri, arş ileri
Geri kalsın vatanın kahpeleri
Seni ihya için ey nâmı büyük
Vatanın uğruna öldük öldük
Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük
Siper oldu sana dağlar gibi Türk
Yürü ey milletin efradı yürü
Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü
Vatan evlâdını kurban edeli
Milletin hür yaşamaktır emeli
Veremez kimseye bir Çamlıbeli
Bağlanır mı acaba Türk'ün eli
İleri, arş ileri, arş ileri
Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.
Hüseyin Suad
Hüseyin
Suad’ın ele aldığı 6. Şiirde Türklerin özgürlüğüne, vatana ihanet edenlerin
geri kalacağına, Kurtuluş Savaşı’nın nasıl ve ne şartlarda gerçekleştiğine yer
verilmiş.
Sizlerle
İstiklal Marşı dışında son oylamaya kalan şiirleri paylaştım ve elimden
geldiğince yorumlamaya çalıştım. Genel itibariyle görüyoruz ki konuların çoğu
savaş, Türk ordusunun gücü, vatan sevgisi, din ve Hak konularını ele alıyor,
Türklerin önemli değerleri için savaşacağını belirtiyor. Yorumlarımda hatam
varsa affınıza sığınıyorum. Sağlıcakla kalın.
Jacques Prévert
Jacques
Prévert, 4 Şubat 1900’da Fransa’nın Neuilly-sur-Seine kentinde doğmuştur. Palores
adlı yapıtında ki kelime oyunlarıyla büyük ün kazanmıştır. Toplumsal umut ve aşk üzerine baladlarıyla
tanınmış, 1930'ların ve 1940'ların önde gelen senaryo yazarlarından olmuştur.
Prévert’te doğa sevgisi adeta yer etmiştir. Ve şiirlerini doğanın diliyle
aktarmıştır. La Fontaine etkisi büyük ölçüde görülür. Kimi zaman iki
salyangozla yazar şiirini kimi zaman kar küreyicilerinin arasında belli eder
kendini… Bir sınıftaki çocukla pencereye konan bir kuşu ele alır ve ikisinden
çok şey çıkarır. Şiirlerinde kendi kendine konuşma havası da vardır. Sabahattin
Eyüboğlu, Prévert’in şiirlerini çevirdikten sonra şöyle açıklar:
“Prévert’si ozanlar
Fransız Edebiyatı’nın çağdan çağa gelişen ve Fransız halkının bam teline
dokunan kanadıdır.”, der ve bu sözünden sonra La Fontaine, Villon ve Verliane’i
örnek verdikten sonra devam eder:
“Başlarına uyruk,
uçarı, haşarıdır hepsi. Ele avuca sığmaz, bağlasan durmaz, kural mural dinlemez,
hiçbiri zora, Tanrı zoruna bile boyun eğmezler. Yalnız sevgi dizginleyebilir
onları ama sevgide dizgin nedir bilmez.”, diyerek devam eder ve Prévert
çevirilerini büyük bir istekle yaptığını şu sözleriyle belirtir: “Prévert’i
Türkçe söylemeye çalışmak büyük bir zevk oldu benim için.”
Eyüboğlu’nun belirttiği gibi her
ne kadar yazması zevk vermişse okuması da o kadar keyiflidir. Prévert’in
Türkçeye çevrilmiş şiirleri “Şiirler(1963), Seçme Şiirler(1980)” olarak yayımlanmıştır.
Türkçeye çevrilmiş diğer yapıtları arasında “Sisler Rıhtımı, Haylaz Çocuklara
Öyküler, Ay Operası, Harikalar Tablosu, Cin Sıpa” sayılabilir. Sanıyorum
Prévert’in en bilinen şiiri Paris At Night’tır ve şiir şöyledir:
“Üç kibrit
çaktım karanlıkta arka arkaya
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni. “
Birincisi yüzünü görmek için toptan
İkincisi gözlerini görmek için
Üçüncüsü ağzını görmek için
Sonra kararttım dünyayı
Hatırlamak için bütün bunları
Kollarımda sıkarak seni. “
Elimden
geldiği kadarıyla Fransız şairi Jacques Prévert’i sizlere tanıtmaya çalıştım.
Ve yine yazımı şairin “Gelişi Güzel” şiirinden bir bölümle bitirmek istiyorum.
Şiirinden saygıdan büyük ölçüde söz etmektedir ve beşinci satırında şöyle
demektedir:
“Ayakkabıcıya
çizmeden yukarısı yoksa müneccime dürbünden ilerisi, yazara da edebiyattan
ötesi yok.”
Tugay Özdemir
Kaynak:
Vikipedi, Şiirler.
Ömer Seyfettin ve Hikâyeciliği
Ömer
Seyfettin Türk Edebiyatı’nın en ünlü hikâyecisidir. Sade dil akımına büyük
ölçüde öncülük eden Ömer Seyfettin İstanbullu bir aileden 11 Mart 1884 yılında
Gönen’de doğmuştur.
Gönen
çocukluk öykülerinde büyük yer tutmuştur. Daha sonra Gönen’i 8-9 yaşlarında
bırakarak ailesiyle İstanbul’a gelmiştir. Mektebi Osmanî’sinde öğretim
gördükten sonra Askeri okullara girer. 19 yaşlarında Mektebi Harbiye-i
Şahane’den piyade teğmeni rütbesiyle mezun olmuştur. Seyfettin yazı hevesine de
burada başlar.
Yakorit’de
iken Selanik dergilerine, takma isimle yazılar gönderir. “Yeni Lisan” hakkındaki tasarılarını bildiren ünlü mektubunu burada
yazmıştır.
1910’da
askerlikten istifa etmiş ve serbest yazarlık hayatına başlamıştır. Genç
Kalemlerde Gökalp’ında katılımıyla bildiğimiz “Türkçü” edebiyat cephesi kurulmuştur. Ömer, bir yandan yeni lisanın
en güzel hikâyelerini verirken öte yandan Batı Taklitçisi, Türk düşmanı,
kozmopolit ve mason çevrelere ateş yağdıran bir dalaşma hamlesine girişmiştir.
Ömer
Seyfettin, askeri okulda Fransızca öğrenmiş ve kendisini iyi yetiştirmiştir.
Sezme, yaratma gücü itibariyle edebiyatımızın ender tanıdığı, hamleci, öncü
yazarlardan biridir.
Ömer
Seyfettin sade dil savunucularının başında gelir ve Ali Canip’e yazdığı bir
mektupta bunu şöyle belirtir:
“Arapça, Farsça terkiplerin hiç lüzumu yoktur. Bunlar ancak
süs içindir. Kimin gösterecek, teşhir edecek bir fikri yoksa onları çok
kullanmıştır. Eğer terkipler kaldırılırsa arıtmada büyük bir adım atılmış olmaz
mı? Bunu yalnızca başaramam. Geliniz Canip Bey edebiyatta lisanda bir ihtilal
vücuda getirelim. Ah büyük fikir, çalışma ve sebat ister.”
İşte
Ömer Seyfettin, kendinden önce bütün Tanzimatçıların düşünüp arzuladıkları
fakat yapamadıkları bu fikri uygulamak niteliğini göstermiştir.
Ömer
Seyfettin öyküyle birlikte şiir, makale türlerinde de eser vermiştir. Şiirleri
azdır ve bir gencin hevesinden öteye gidemez.
Makaleleri
heyecanlı, alaylı ve hislidir fakat Gökalp’ı andıran fikir sağlamlığına
özenmiştir.
Hikâyelerine
gelince Türk Edebiyatı’nın en önemli temsilcisidir ve Edebiyat tarihine böyle
geçmiştir. Kendisini sırf hikâyeye veren bir sanatçıdır. Onun eserlerinde
Fransız üstadı Maupassant tarzı vardır ve bu tarzın Türk Edebiyatı’ndaki en
önemli temsilcisidir.
Konu
bakımından hikâyelerinde giriş, düğüm ve çözüm gibi bütün ayrıntılara dikkat
edilen olayları işlemiştir. Konularını aldığı konular altı bölümde
incelenmiştir. Sizlere bu bölümden biraz bahsetmek istiyorum:
a)Çocukluğundan aldığı konular: Bu
konuları “Ant, Falaka, Kaşağı” hikâyelerinde görebilirsiniz.
b)Yakorit Sınır Bölüğü
ilhamlarıyla yazdıkları: Buradan ilham alarak yazdıklarını da “Bomba, Beyaz
Lale, Tuhaf Bir Zulüm” hikâyeleridir.
c)Türk savaş tarihinden çıkardığı
hikâyeleridir: Bu hikâyeler çok sevilen destanî hikâyelerdir. Forsa, Vire,
Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Topuz ve Diyet hikâyeleri buna
örnektir.
d)Folklor ve Anadolu Efsanelerinden
çıkardıkları: Bu hikâyeler “Yüz Akı, Üç Nasihat, Kurumuz Ağaçlar”dır. Bu
hikâyeler Anadolu ve Rumeli Türkleri arasında dolaşan hikmetli kıssalardır.
e)Bir fikri savunmak veya yermek için
yazdığı hikâyelerdir: “Efruz Bey, Fon Sadriştayn’ın Oğlu, Kızılelma Neresi?
, Primo-Türk Çocuğu” hikâyelerini buna örnek verebiliriz.
f)Günlük hayattan alınmış hikâyeleri: Ömer
Seyfettin’in en gerçekçi olduğu belirtilen hikâyelerdir.
Kişiler
bakımından Seyfettin’in hikâyeleri zayıf görülmüştür. Bu hüküm siyasi tarzda
yazdığı öykülerde gerçek olabilir.
Çevre bakımından
İstanbul ve çevresini anlatmıştır. Yalnız şuna da değinmek gerekir ki İstanbul
dışına çıkan ilk hikâyecilerimizdendir.
Üslubu
bakımından onun hikâyelerinde şunlar görülür:
v
Konuşmaların doğallık sınırını aşmaması,
kişilerin, durum ve davranışlarına göre belirlenecek olması.
v
Sonuçta ortaya çıkacak olan beklenmedik durumun
düğüm sürecinde okurun şöyle böyle ilgisini çekecek kimi ipuçlarıyla
belirtildiği halde, yan olayla gözlenmesi.
v
Olay sergilenirken özellikle gerilim sağlayacak
sözcükler kullanması.
Seyfettin “Edebiyatsız edebiyat” peşinde koşmuş. Yani
süsten, şairanelikten, mecazdan, uzun cümlelerden uzak durmuştur.
Bu
yüzden birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Hâlbuki Ahmet Mithat, Hüseyin Rahmi
gibi ona da “Üslupsuz” denilmesine rağmen en çok yaşayan ve sevilen yazar
olmuştur.
Hastalığı ve Vefatı
Ömer Seyfettin’in yorgunlukla
başlayan hastalığının belirtileri 1917’de ortaya çıktı. Geçen zaman içinde
üyesi bulunduğu Merkez-i Umumi’den ayrıldı, evine ve yazılarına kapandı. Bu
dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâyeleri birçok dergide
yayımlandı. 25 Şubat 1920’de hastalığı artınca 4 Mart 1920’de hastaneye
kaldırıldı. 6 Mart 1920 günü burada hayata gözlerini yumdu. Ömer Seyfettin’in
hikâyeleri hala birçok kişi tarafından okunmakta, hikâyeleri ve yaşamı okul
kitaplarında ders olarak anlatılmaktadır. Üslubu ve yazdığı hikâyelerle kalıcı
bir yazar olmayı başarmıştır.
Kaynak: Türk
Edebiyatı 6.Baskı, Türk Edebiyatı Yayınları:2, Büyük Eserler Dizisi:1 syf.(82,
83, 84, 85), Çağdaş Türk Edebiyatı:2, Meşrutiyet Dönemi:2, Bilgi Yayınevi
syf.(39)
Etiketler:
araştırma,
Bomba,
Hikaye,
Kaşağı,
Ömer Seyfettin
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Merhaba arkadaşlar okuduğum kitaplardan not almaya başladım ve güzel kitaplardan çok güzel notlar çıkıyor. Bunları sizinle paylaşm...
-
İstiklal Marşı’nın nasıl ve hangi duygularla yazıldığını hepimiz biliyoruz. Yine İstiklal Marşı’na aday olan diğer şiirle...

